|
Fotoğrafın Bulunuşu-NiepceKaranlık kutunun sağladığı görüntüyü bir yüzey üzerinde sabitleştirebilmek için, ışığa duyarlı bazı kimyasal maddeler, özellikle gümüş nitrat ve gümüş klorür üzerinde daha detaylı çalışmalar gerekmişti. Thomas Wedgwood (1771-1805) ilk kez ışığı kullanarak, yani pozlama yoluyla bir nesnenin görüntüsünü yüzey üzerine kayıt etmeyi başardı. Wedgwood’un gerçekleştirdiği basit deney şöyleydi: Gümüş nitrat alaşımı sürülmüş kağıt ya da parşomen üzerine düz bir nesne örneğin madeni para, anahtar ya da yaprak koyulur, düşen güneş ışığı gümüş nitrat sürülmüş yüzeyi karartarak nesneyi siluet olarak ortaya çıkartır. Ancak bilim adamı, siluetin yani nesnenin görüntüsünün giderek kararmasını engelleyemedi. Bu çalışmalar, görüntülerin kimyasal yoldan çoğaltılması düşüncesini geliştirdi. Aynı dönemde, lithografi (taş baskı) adı verilen yeni bir yöntemle görüntüler kopya edilerek çoğaltılmaya başlandı. Kireç taşının kimyasal özelliklerinden yararlanılarak geliştirilen taş baskı tekniği Avrupa’da hızla yaygınlaşıyordu. Adı geçen yöntem, fotoğrafın öncülerinden Joseph Nicephore Niepce’in (1765-1833) dikkatini çekti. Niepce, taş baskı tekniğiyle çeşitli denemeler yaptı. Mürekkep ve çeşitli vernikleri kimyasal yollarla karıştırdı, gümüş tuzlarıyla (gümüş klorit) duyarlı hale getirilmiş bir vernik alaşımını kullanarak gravür kopyalamayı başardı. Niepce’in bu tekniği aslında Wedgwood’unkinden farklı değildi. Niepce, kardeşi ve oğluyla ışığa duyarlı kimyasal malzemeyi bir levha üzerine sürerek duyarlı yüzey elde etti. Gravür kopyalama işinde bu yöntemi kullandı. 1815’de duyarlı yüzeyi karanlık odada pozlandırma düşüncesini geliştirdi. Bir yıl sonra ilk sonuçlarını aldı; konunun koyu bölümlerini açık, açık bölümlerini de koyu olarak yüzeye kayıt etmeyi başardı. Bu, sonraki yıllarda fotoğrafçılıkta kullanılacak negatif görüntüydü. Gün ışığında bakıldığında hemen yok olan bu negatiften, baskı yoluyla gerçek fotoğrafı elde etmeyi ise düşünemedi. Onun yerine karanlık kutuyu kullanarak bir seferde pozitif fotoğrafı elde etmeye çalıştı. Niepce karanlık kutuya giren ışığı kontrol etmek için diyafram sistemini kullanıyordu. (diyaframdan kısaca bahsedilecek) Öte yandan ışıktan etkilenerek ton değeri değişen yeni maddelerin peşine düştü. Yoğun çalışmaların ardından, ışıktan etkilendikçe beyazlaşan ve çözülmeyen bir tür asfalt olan yahuda bitümü maddesine ulaştı. Işığın bu maddeyi ağartma özelliğini temel alan Niepce, heliyografi (heliograph) adlı karmaşık bir süreç kullandı (1824). Lavanta yağıyla karıştırılan yahuda bitümü ışıkla pozlandığında kimyasal olarak bozulmayan bir yapıya sahiptir. Niepce, kurşun-kalay alaşımından oluşan levha üzerine bu maddeyi kaplayarak, ışığa duyarlı bir yüzey elde etti. Işıktan çok etkilenen yerler yani konunun aydınlık ve beyaz alanları levha üzerinde beyazlaşıyor ve o şekil sabit kalıyordu. Levha ışıkta yeterli süre kaldıktan sonra (yeterli pozlama) sonra duyarlı yüzeyin karanlık yerleri yani ışık almamış alanları levha üzerinden güçlü bir çözücüyle temizleniyordu. Sonuç olarak ışıktan etkilenen alanlar beyazlaşmış, diğer alanlar ise duyarkatın eritilmesiyle (temizlenmesiyle) çıplaklaşan levha olarak ortaya çıkıyordu. Niepce, helyografiyi gravür kopyalamak için kullandı. (10.Resim) 1827 yılında ise fotoğraf makinesini kullanarak tarihin bilinen ilk fotoğrafını, evinden bir manzarayı çekti. (11.Resim) Bu pozlama süresinde güneş, evinin etrafında hareket ettiği için gölgeler birbirine karıştığından netsiz bir fotoğraf ortaya çıktı. Niepce, bu tekniği kağıt ve cam üzerine uyguladı, ancak tonlar arasındaki ayrımı hâlâ net olarak çıkaramıyordu ve konunun bütünü siluet olarak görülüyordu. (12.Resim) |
|||||
|
Copyright © 2008 uguronur.com
|
||||||