Fotografçılığın Tarihi
Fotografçılığın Temelleri
Fotograf Makineleri
Işık Kontrolü
Optik

Kalotip-Talbot

Fotoğrafın daha geniş kitlelere yayılmasını sağlayan İngiliz bilim adamı William Henry Fox Talbot’dur (1800-1877). Geliştirdiği yöntemle fotoğraf bir çoğaltma aracı olmuştur.

Kaliteli yazı kağıdını, seyreltilmiş tuz (bildiğimiz tuz, sodyum klorür) eriyiğine sokup kurumasını bekledi. Daha sonra kağıdı güçlü gümüş nitrat eriğine soktu. Bu işlemi, her kağıt için tekrarladı. Kimyasal maddeler, reaksiyon sonucunda gümüş klorüre dönüşüyor ve ışığa duyarlı bu madde kağıt yüzeyinde ortaya çıkıyordu. Suyun içinde kağıdın dokusundan çözülmüyordu. Bu şekilde hazırlanmış kağıtların üstüne Talbot; yaprak, tül, dantel gibi nesneler koyarak güneş ışığında pozladı. Kağıdın güneş ışığını alan yerleri aşamalı olarak karardı ve nesneler siluet olarak ortaya çıktı (16.Resim). Böylece kağıt üzerine pozlanmış gizli görüntüyü ortaya çıkarmayı başardı. Önceleri bu görüntüyü sabitleştirmek için tuzlu suyu, daha sonra sodyum hiposülfitten oluşan sabitleme banyosunu kullandı (1839). Sodyum hiposülfit hâlâ sabitleme banyosu olarak kullanılmaktadır. Talbot’un elde ettiği sonuç, siyah zemin üstünde beyaz siluet şeklinde görüntüdür. Bu sonuç günümüzün negatif görüntüsüdür. Talbot, bu negatif siluet görüntülere fotojenik çizim ve gölge çizim adını verdi.

Talbot, negatif görüntüdeki aydınlık ve karanlığın yeniden fotojenik çizimini yaparak birçok pozitif baskı yapmaya yöneldi. Bilim adamı Şubat 1835’deki bir notunda şöyle demektedir. “Fotojenik çizim ya da gölge çizim yönteminde, kağıt şeffaf olursa, ilk çizimdeki nesne bir sonraki çizimi sağlar. (17.Resim) Sonuç olarak aydınlık ve karanlık ters döner. 1840’da yöntemini temelden değiştirdi. İlk denemelerinde ışığa duyarlı kimyasal kağıdı güneş ışığına tutarak görüntü elde ediyordu. Görüntü pozlama sırasında ortaya çıkıyordu. Yeni yönteminde ise fotoğraf makinesi içinde pozlanan kağıt karanlıkta duracak ve pozlanan gizli görüntü kimyasal süreç sonunda görülebilir olacaktı. Talbot bu yönteme Yunanca Kahos “güzel” ve typos “izlenim” sözcüklerinden oluşan Kalotip (Calotype) adını verdi. Bu yeni yöntem kendi adıyla talbottype olarak adlandırıldı. Talbot’un arkadaşı Sir Jhon Herschel, bu yeni yönteme Yunanca photos “ışık” ve graphos “yazmak, çizmek” sözcüklerinden oluşan photography (ışıkla yazmak, ışıkla çizmek) adını verdi. Ayrıca, Talbot’un yöntemini tanımlarken ilk kez negatif ve pozitif sözcüklerini kullandı (1840). Talbot, Şubat 1841’de kalotipin patentini aldı. Sonraki yıllarda ise duyarlı maddelerin niteliğini artırarak pozlama süresini kısalttı. Ancak dönemin fotoğrafçıları kalotip yerine Daguerreotype tercih etmeyi sürdürdüler. Çünkü detayı keskin, yüzeyi parlak ve ton değerleri zengindi. Negatifi yoktu, tek fotoğraf olması şıklık ve zariflik simgesi olarak süslü çerçevelerde saklanmasını sağlıyordu. Kalotipin detayı daha yumuşaktı ve görüntü kağıdın yapısı nedeniyle benekliydi.

Talbot 1843’de kitlesel üretim için küçük bir imalathane açtı. Bir yıl sonra ise kalotip yöntemiyle üretilmiş fotoğrafların yer aldığı Doğanın Kalemi’ni yayınladı. Bu, içinde fotoğrafın yer aldığı ilk kitaptır.

Talbot’un kalotip yöntemini dönemin ünlü fotoğrafçıları David Octavius Hill (1802-1870) ve Robert Adamson (1821-1848) (18-19.Resim) Edinburg ve İskoçya’da kalotipi kullanarak çok nitelikli portreler elde ettiler. Hill ve Adamson portreleri, dış mekânda güçlü güneş ışığında çektiler. Pozlanma süresi en az iki dakikaydı ve fotoğrafı çekilen kişinin kıpırdamadan durması gerekiyordu. Bu ikili, fotoğraf estetiği açısından önemli olan; ışık kullanımı, ifadenin ortaya çıkması, modelin konumlanması gibi konularda başarılı yüzlerce portre çekmişlerdir. Bu portreler, Daguerreotype kadar keskin detay vermemesine rağmen geniş kitlelere yayılmıştır. Kalotip mimari ve gezi amaçlı fotoğraf çekimlerinde kullanıldı. Yöntemin aygıtlarını ve duyarlı kağıtları taşımak Daguerreotype göre çok kolaydı.

Talbot’un yöntemiyle elde edilen negatif görüntünün kağıt üzerinde olmasının iki temel sakıncası vardı: Birincisi; kağıt, ikinci kopyanın yapılabilmesi için yeterince şeffaf değildi. Bu da pozitifin detayını ve keskinliğini azaltıyordu. İkincisi ise kağıt tabanın yıpranma sorunuydu. Fotoğrafçılar için Daguerreotype ve kalotip yeterli değildi ve arayışlar devam etti. Niepce’in kuzeni Clade Felix Abel Niepce de Saint-Victor (1805-1870) gümüş bileşimini yumurta akıyla (albümin) cam levha üzerine sürerek çok nitelikli negatifler elde etmeyi başardı (1847). Cam, kağıt yüzeye göre birçok yarar sağladı. Doku sorunu yoktu. Şeffaftı, kimyasal malzeme pürüzsüz sürülebiliyordu. Yöntem şöyleydi: Yumurta akına çok az potasyum iyot katılarak sertleşene kadar çırpılır ve ortaya çıkan köpük, camın üzerine sürülerek kuruyana kadar bekletilir. Üzerine yumurta akı sürülmüş cam, duyarlı hale getirilmek için gümüş nitrat banyosuna daldırılıyordu. 1900’ların başına kadar albümin yöntemi özellikle kağıt yüzeylerin duyarkatla kaplanması için kullanılmıştır.  

Copyright © 2008 uguronur.com